Kaynak: arkitera.com

Ağustos 2006

Söyleşi

DİDEM ÖZBEK VE OSMAN BOZKURT

Didem Yavuz, PiST’ten Didem Özbek ve Osman Bozkurt ile bir söyleşi gerçekleştirdi.

Didem Yavuz: Sanatın müzede, galerilerde yer alması ya da kamusal alana yayılması… Fark nedir?

Osman Bozkurt: Müze ve galerilerde elbette ki sanat eserleri yerini alacaktır. Ancak yerel sanat üretiminin desteklenmesi için müze ve galeriler tam olarak görevini yerine getiremiyor, daha doğrusu yerel üretimi desteklemiyorlar. PiST gibi alternatif mekanların ise sanatçıyı ve üretimini destekleyen bir yapısı var, önemli olan da bu… Müze veya bilindik galeri sisteminden farklı olan, o mekanların belki de sergilemeye ya da gerçekleştirmeye cesaret edemeyecekleri işlerin burada yerini bulabiliyor olması.

Didem Özbek: Gelecekte bize yaptırımlarda bulunmak isteyecek herhangi bir kurumla finansal bağ kurmak istemiyoruz. Galeriler izleyiciye bitmiş işler sunarken PiST daha deneysel işlere fırsat tanıyacak. Galerinin kapısından belki de sadece sanata ilgi duyan kişiler girerken biz sokağa da taşarak sanatla hiç ilgisi olmayan kişileri de bir anlık dahi olsa sanat üretiminin içine sokmayı hedefliyoruz. PiST yapısı gereği kamusal sanat üretimi içinde varolacak.

OB: Kamuyu da işin içine katıyoruz.

DÖ: PiST “Rezerve Edilmistir” sergiler serisi bu anlamda edinilmiş ilk tecrübemiz oldu. Bu tarz bir kollektif sergi standart bir galeri ya da müzede gerçekleşemezdi. Böyle bir şeyi şimdiden -hedeflememekle beraber- PiST’te gelecekte sergilenecek ya da üretilecek işlerin belki de “belgelenmiş halleri” bir gün galerilerde ya da müzelerde yeralabilir. Sanat üretimi içinde yer alan kişileriz, son dönemdeki kamusal alan tartışmalarını da izliyoruz. PiST boyle bir moda var biz de uyalım diye ortaya çıkmış değil. Son 7-8 senedir neredeyse gece-gündüz burada, Pangaltı’dayim. Buranın kendi şahsına has, özel bir yapısı var. İmkansız sayılabilecek bir çok kontrast bir arada yaşamaya çalışıyor. Bir şeyler yapma isteğini hep taşıdık. Tabii ki bunlar bir günde olabilecek işler değil, cesaret de gerektiriyordu. Sokağa çıkma, bu dükkanlari işgal etme süreci de yıllar süren bir izleme ve şahit olma döneminden sonra ancak gerçekleşebildi. “Biz de bu semtte birseyler yapalım ve tüketelim” tarzı işler, projeler üretmek yerine, farklı disiplinleri bir araya getirebilecek kollektif üretimin desteklenmesini hedefledik.

OB: PiST’te elbette ki bireysel işler de üretilecek. Bizler de başka sergilere katılıyoruz. Ama geleneksel sergileme sistemi dışında da projeler olmalı. Burası tüm bunlara açık bir mekan. En son bakkal, elektrikçi ve lokanta olarak kullanılmış olan bu dükkanlar hakkında, çevrenin bir hafızası var. Mayıs’tan beri neredeyse her Pazar günü süren “PiST Açık” ve diğer etkinliklerimizde bakkal tefrişini dahi bozmadık. Çünkü bir anda burayla ilgili çevrenin hafızasını da bozmak istemedik. Böylece insanları yavaş yavaş davet etmek istedik. Gelecekte değişime gideceksek de mekanın hafızasından bir şeyler kalmalı. Şimdilik yalnızca PiST/// Buçuk vitrinini değiştirdik. Sokaktan sürekli izlenebilir, bağımsız bir sergi alanı haline geldi.

DÖ: Burası imkansızlıklarımızı da imkana dönüştürüyor. Mesela, son kullanıcısı bakkal olan mekanda önceden kalan raflar şu an icin çok kullanışlı. Şimdilik projelerimiz dahilinde herşey kendi kendini dönüştürüyor. Ancak yazdan kışa geçiş döneminde ısınma, havalandırma ve oturma gibi kullanımı etkileyen sorunlarımızı çözmeliyiz ki PiST’in gelecek projeleri sorunsuz devam edebilsin.

DY: Burası Pangaltı’da tam bir geçiş mekanı, bir taraf Dolapdere, diğer yanda yoğunluklu olarak Ermeni ve Rumlar’ın yaşadığı konut alanı ve bir yanda pavyonlar… PiST lokal olandan yola çıkan bir oluşum. PiST’in “yer” ile olan ilişkisi, “mekan” ile olan ilişkisi hakkında ne söylersiniz? Öteki olana bakmak mı yoksa yerine koymak mı?

OB: Değiştirmemekle beraber kendini ötekinin yerine koymak olarak bakıyorum. Aslında buna “mesafeyi azaltmak” demeliyiz. İzleyici ile izleyen arasındaki mesafeyi kısaltmak, üretim sürecinin içine izleyiciyi de katmak. Vasıf Kortun’un da belirttiği gibi kurumsal yapılarda, müze ve galeri girişlerindeki kontrol, elektronik arama gibi steril uygulamalar işi “burada sanat var, gelin ama siz de zaten anlamazsınız” gibi bir tavıra dönüştürüyor. Ancak bizim gibi alternatif mekanlar elitist bir yaklaşımı reddediyor, sanat ön bilgisine sahip olmayan kişilerin de rahatça girip çıkabileceği mekanlar yaratıyor. Mesela etkinlikler sırasında sokağa yayıldığımızda ne yaptığımız ve neden yaptığımız tam algılanmasa da çevremizde her zaman bir merak oluşuyor. Son sergi ani, kısa ve şok edici bir çabaydı. Daha önce belki de hiçbir yerde böyle bir şey yapılmadı. Alt kültür eğlence mekanlarıyla ikamet alanının iç içe geçtiği bir noktada bu tedavi edici bir etki midir yoksa tersine bir hareket midir? Bilmiyorum…

DÖ: Burada aşırı kontrast ve bu kontrastı kabullenme var. İkamet alanı ile pavyon sektörünün iç içe geçişini ilginç buluyorum. Bölgenin tarihini ve 160 yıllık bir ikamet alanı olduğunu düşünürsek, şu an bu semtte halen “sessiz çoğunluk” olarak yaşayan “azınlık” nüfusun çekingenliğinden midir bilinmez, kimi rivayete göre Tarlabaşı Bulvarı’nin açılışı ve 60-70-80’li yıllardaki gayri müslim nüfusun sürekli göçü sonucu, son 15-20 yıldır özellikle bulunduğumuz sokak ve paraleline yerleşen eğlence yerleri bir bermuda şeytan üçgeni oluşturuyor. Böyle bir konumda PiST’in dükkanlarını keskin çizgilerle tasarlayabilir “burada sanat var” da diyebilirdik. Ama biz durup beklemeyi ve bu dükkanlarda varoluşumuzu tecrübe etmeyi tercih ettik. Bu durum korkularımızın tersine özellikle esnafın ve çevrenin çok hoşuna gitti. Çocukça bir heyecanla bizi takip ediyorlar ve mekanın ne zaman neye dönüşeceğini merak ediyorlar. Hatta bir de “dükkan sahibi” olma mevzusu var. Yıllardır bu sokakta ikamet edip yok sayılmaya alışmışken, şimdi bu dükkanlarda iştigal edince artık tüm esnaf tarafından “komşum” olarak çağırılıyoruz. Algılanma ve farkedilme durumu yani, “artık siz de bizdensiniz” türünden bir sahiplenme var.

OB: Mekana henüz çok bir müdahale yapmadık. Yumuşak bir geçiş yapıyoruz ki bu bence daha olumlu. Ne derece değiştireceğimizi de hala düşünüyoruz.

DY: Burada varoluşunuz ve etkileşiminiz, kontrastla uzlaşmak üzerine mi? Ortak yaşama bir eleştiri mi? Dönüşme dönüştürme gibi bir iddianız var mı?

OB: Dönüştürme gibi bir hedefimiz yok. Amacımız üreten kişilerin buradan destek alması. Kurum olmaya çabalamıyoruz. Alternatif olma iddiası taşıyoruz. Üretime de devam etmek ve hep burada bir şeyler yapmak istiyoruz. Sanatı sunma işi galeri ve müzelerde statik hale geldi. Üstelik büyük şirketlerce sanat kollarının paylaşımı mevzusu da gündemde. Aslında bizim gibi alternatif yapıların daha önceden kurulması gerekirdi. Apartman Projesi, Oda Projesi, Altı Aylık gibi alternatif girişimler söz konusu. NOMAD ve BAS gibi diger inisiyatiflerle de sürekli iletişimdeyiz, çünkü ortak sorunlarımız var. Çağdaş sanatı desteklemek ve üretimi artırmak için ortak hedefleri paylaşıyoruz. Haziran’da düzenlediğimiz Sanatçı İnisiyatifleri Toplantısı’nda Türkiye’nin her yerine ulaşmaya çalıştık bu anlamda. Amacımız bu örüntü içinde örgütlenmeyi başarabilmek. Bu yapıları destekleyici bir güç gerekiyor. Ayrıca tecrübeli sanatçılar işlerini sergileyebilmek için kurumsallaşmış yapılarla daha kolay iletişime geçebilirken genç ve yeni sanatçılar için aynı fırsatlar söz konusu olamıyor. Burası tam da onların kendilerini gösterebilecekleri bir yer. Türkiye’deki güncel sanat ortamında bir eksik de tartışma ortamı ve bunların bir kayıt altında toplanamaması. Biz PiST’de bunları da gerçekleştirmek istiyoruz.

DÖ: İstanbul’da günlük yaşam pratikleri çok yaratıcı. Sokaktaki insan imkansızlıkları içerisinde “yaratma – değiştirme – dönüştürme” açısından çok rahat davranıyor. Ama sanatsal üretimlerde bulunanlar için böyle bir rahatlık görünürde yok. Mesela mekan sorunu karşısında çoğumuz çaresiziz ve bu ürettiğimiz şehirle tezat oluşturuyor. İstanbul gibi yaratıcı bir şehirde PiST gibi mekanların oluşması için aslında geç bile kalındı. Kendi yapılanma ve sistemimizi oluşturarak yaşadığımız şehre uygun modellerin adapte edilmesi gerekiyor.

OB: Aslında bizim gibi sanatçı idaresindeki yapılar dünyada 70’lerden beri var. Bir çoğuyla da bağlantı halindeyiz. Bir iletişim ağı oluşturmak ve işbirliği yapmak istiyoruz. Çünkü tek başına varolmak ve sürekliliğin sağlanması kolay olmuyor. Özellikle mekan sahibiyseniz finansa ve desteğe ihtiyacınız var. Süreklilik içinse minimum ihtiyaçların karşılanması gerekiyor. Yaşayabilmek adına umutlarımız var. Sonuçta kendi yolumuzu ve varolma biçimimizi bulacağız.

DÖ: Kendi yaratıcılığını ortaya koyarak mekanın üretim sürecine uyarlanması, biz bunu istiyoruz.

DÖ: İstanbul’da sanat üretiminde yer almak isteyen çok yabancı var.

OB: Yabancılardan da PiST’e katılım adına çok talep var, ancak biz bir denge kurmak istiyoruz. Yabancılarla ortak proje yürütürken yerli üretimi ve lokal sanatçıları da desteklemek istiyoruz.

DÖ: Uluslararası projelerde de yerli katılımı desteklemek istiyoruz. Aslında Batılılarla çalışmak daha kolay, en azından bu işler için kurulu düzenleri var. Daha girişkenler. Diyelim ki böyle bir alternatif mekanın farkına varınca biz daha sormadan “şu projeyle gelelim” gibi tekliflerde rahatça bulunabiliyorlar. Yerli sanatçılardan da elbette destek görüyoruz ancak katılım için daveti çoğu zaman bizim yapmamız gerekiyor.

OB: “Rezerve Edilmiştir” iyi bir deneyim oldu bizim için. Çok yorucuydu ama bir senelik sergi programını yapmış gibiyiz. Üretim işlerimizin her biri bir önerme ve deneyim biz ve izleyicilerimiz için. Bitmiş kapalı değil ancak açık işler izleyici ile olan mesafeyi kısaltıyor.

DY: Önceki işlerinizle bu deneyimi karşılaştırır mısınız? Üretiminiz nasıl değişti?

DÖ: Benim için PiST üretimimi hızlandıran bir zemin oldu. Kendi adıma daha verimli ve üretken olduğumu düşünüyorum. En son 2003 yılında işlerimi sergilemiş ve çeşitli hayal kırıklıkları sonrası ürettiklerimi paylaşmadığım bir sürece girmiştim. Kırgınlığım vardı. Üretme adına PiST beni çok verimli kılıyor. Grafik tasarımcı olduğum için özellikle PIST’te yayınlar yapmak istiyorum. Süreli yayınımız olacak olan POST’un 0. deneme sayısı için bir de “sanat işi” gerçekleştirdim. Anglo-Sakson kültürünün vazgeçilmezi “self-help” kitaplar türevi “olmayan” bir kitabın İngilizce içerik bölümünü yazdım ve onu, tercümesiyle yayınladım. Kitabın adı “Sanatçı idaresinde bir mekan nasıl açılır ve yönetilir?” Kendi tecrübemize örnek alacak bir tarihimiz olmadığı için yazma ihtiyacı duydum böyle bir kitabı. Öyle bir kitap olmalı ki şu an PiST’te sıkıntısını çektiğimiz neredeyse tüm konulara cevap vermeli, diyerek hala hiçbir dilde yazılmamış böyle bir kitap yazdım. Herkes gerçek bir kitaptan fotokopi olduğunu sanıyor. Bir de Rezerve Edilmistir’de gerçekleştirdiğim performansım var. Onuysa gerçek bir kitap olarak yayınlamak istiyorum.

OB: Benim için de itici bir güç oldu burası… Ve ciddi bir sorumluluk… Aslında daha çok bireysel işler üretiyorum. Daha önce böyle birşeyi tecrübe etmemiştim. Kendi projelerime de devam ediyorum tabii… Ama burada süreç içinde bir kolektif çalışma söz konusu. Şu an için tam olarak kolektif iş üretiyoruz diyemeyeceğim -son ürün bireysel bir çalışma olabiliyor- ama… Evet bir sanatçı kolektifliğinden söz edebilirim. Sergi ve sunum açısından da alternatif bir yer.

DÖ: PiST’in profesyonel ve günlük hayatımıza etkisinden bahsedecek olursak artık hayatımızın büyük bir bölümünü PiST’e adamış durumdayız.

OB: Halen gönüllü destekçilerimiz olmadığından her işe kendimiz koşturuyoruz. İş dağılımı yapmak gerekli. Burayı beraber var edebileceğimiz, enerjisini bizimle paylaşabilecek sanata ilgi duyan kişileri ya da sanat öğrencilerini bekliyoruz. Hatta bunlar teknik konularla ilgili kişiler bile olabilir. Projeler icin bir danışmanlar listesi de oluşturmak istiyoruz. İhtiyaç duyduğumuzda danışabileceğimiz…

DÖ: PiST kar amacı gütmüyor ve bu iş gönüllülük esasına dayanmalı. Tabii ki bir karşılığı da olmalı. Özellikle gençlerin kariyerlerini dikkate alarak bu tip mekanlarda çalışması paradan daha önemli.

OB: Aslında bir sömürü imparatorluğuna dönüşmemek için desteği olana ücret de ödemek istiyoruz, sergilere katılan sanatçılara katılım ücreti, yazısını yayınladığımız kişilere telif hakkını ödemek istiyoruz. Batı sanat kurumlarında sergiye davet edilince bile katılım ücreti veriliyor, seyahat ve konaklama masrafları karşılanıyor. Bizde böyle şeyler söz konusu değil ve yerli üretimi desteklemek için ne yapılabilir, bunu düşünüyoruz. Örneğin Picasso billboardlarının ücreti ile kaç sanatçı desteklenebilirdi? Yaptığımız etkinlikler içinde katılımcılara belli bir ücret ödemek istiyoruz. Sembolik de olsa bu önemli bir destektir.

DÖ: Türkiye’de pek çok kurum bunları bütçesine dahil etmiyor.

DY: Varoluş kaynağınız nedir ve nasıl devam etmek istersiniz?

DÖ: İletişim destekçimiz idefix.com. Mekan sahibi kaynak yaratana kadar dükkanı işgal ederek kullanmamıza razı. Destekçi ilk baştan beri arıyoruz. Ama kendimizi destekçi bulmaya adamaktan çok üretmeyi, birlikte neler yapabileceğimizi, sınırlarımızı ve zorlukları keşfetmeyi tercih ettik. Önceliğimiz Ağustos ayı içinde mekanı kışa hazırlamak, çünkü esas yoğun etkinlikler programı Eylül – Ekim gibi başlayacak. Eylül ve sonrasında Türk ve yabancı sanatçıların yeraldığı ortak projeler üretilecek. e-Flux Video Rental gelecek. Ücretsiz bir kütüphane gibi işleyecek ve 4 ay boyunca EVR arşivinden düzenli video gösterimleri yapacağız.

OB: New York tabanlı e-Flux’un buradan bile daha küçük bir mekanı var. Şimdiye kadar ABD, Almanya, Kore, Macaristan ve Belçika’da birçok şehri dolaştı. Son olarak İstanbul’a gelecek. Öncesinde Manifesta 6’ya gidecekti ama biliyorsunuz Güney Kıbrıs bu projeyi iptal etti. Önemli bir proje bu…

DÖ: EVR projesi için hala destekçiler arıyoruz. Taşıma ve projenin sürekliliği için…

OB: Sergiler dışında konuşma, tartışma ve sunumlar da olacak. Bunun dışında workshoplar da düzenlemek istiyoruz. PiST bir etkileşim ve karşılaşma noktası olmalı.Şu an icin 2 – 3 senelik bir projeksiyonumuz var ve destekçiler arıyoruz.

DY: Teşekkürler.


Kaynak: arkitera.com